uluslarin kendi kaderini belirleme hakki

ba$lik icinde ara

reklam istemiyorum! reklam1
  1. zamanın behrinde bir antlasmaya maddesi konulan zımbırtıdır haha hatta önceki kelimeleri silecek halim olmamasından dolayından kendileri wilson ilkeleridir bu ilkeler sebeplerinden cogunluklar söz sahibidir azınlık olanı yada olmaya uygunu böle kesmeyi önerir
    (bkz: siyasi sapıklar)
    (bkz: ukde)(bkz: numune i alem)
    (#31819) legallizeddrug|23/1/2008 04:53 ~ |

  2. bağımsızlıkları için savaşmış yada bağımsızlık için savaştırmış ulusların kazandığı veya sahip olduğu haktır..*
    (#31820) gregor|23/1/2008 04:55 ~ |

  3. (bkz: self determination)

    sözleşmeler türkiye tarafından ağustos 2000’de imzalanmış fakat yürürlüğe girmesi aradan 3 yıl geçtikten sonra gerçekleşmiştir. sözleşmelerin resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesi ile kamuoyunda sözleşmelerin türkiye’nin ulusal güvenliğine ve içişlerine karşı tehlikeler içerdiği eleştirileri yapılmıştır. özellikle her iki sözleşmenin ilk maddesinde yer alan halkların kendi kaderini tayin hakkı eleştirilmiş ve türkiye’nin bu madde vasıtasıyla bölünmeye doğru sürükleneceği ifade edilmiştir.
    birinci dünya savaşının bitmesinden sonra yoğun açlık ve sefalet döneminde yeniden kurulacak dünya’da söz sahibi olmanın planlarını yapan abd’de başkan thomas wilson 8 ocak 1918’de kongre’ye gönderdiği mesaj ile ’14 nokta’ diye bilinen ondört maddelik wilson prensiplerini açıkladı. wilson bu ondört madde ile birinci dünya savaşından yenik ayrılan milletlerin de hakları olduğunu, dünya barışının tesisi için bir cemiyet oluşturulmasını ve küçük milletlerin ve sömürge altındaki doğu halklarının da kendi kaderlerini tayin hakkı olduğunu ifade etmiştir. aslında burada abd, yeni oluşacak dünya konjontüründe, büyük sömürge devletleri olan ingiltere, fransa ve almanya gibi devletlerin doğu üzerindeki egemenliklerine son vererek kendisine yeni pazarlar bulma çabasındaydı. bu amaçla da “doğu’nun sömürge milletlerinin bağımsızlığı” fikrini işliyordu. wilson’un katkıları ile cemiyet-i akvam ya da milletler cemiyeti oluşturulmuşsa da diğer devletlerin bu cemiyete üye olmasına rağmen abd kongresi cemiyete üye olmayı reddetmiştir. daha sonraki gelişmeler de abd’nin bu fikirlerinde samimi olmadığını teyit etmiş ve ikinci dünya savaşı patlak vermiştir.
    wilson’dan sonra abd başkanı franklin roosevelt ünlü “dört özgürlük” demecinde bulunmuştur. başkan roosevelt kongreye sunmuş olduğu 6 ocak 1941 tarihli mesajında, insanlığın dört temel özgürlüğünün – söz ve anlatım özgürlüğü, vicdan özgürlüğü, yoksulluktan kurtulma özgürlüğü, korkudan ve endişeden kurtulma özgürlüğü- bütün dünyada gerçekleşmesi gerektiği temennisinde bulunmuştur.
    wilson ve roosevelt’in çabalarıyla gündeme gelen ulusların kendi kaderlerini belirleme ve yoksulluktan kurtulma özgürlükleri daha sonra uluslararası metinlere girmeye başlamıştır. bm genel kurulu tarafından 1960 yılında kabul edilen 1514 sayılı “sömürge halklarına ve ülkelerine bağımsızlık verilmesi bildirgesi” halkların kendi kaderini belirleme hakkı olan “self-determination” hakkına yer vermiştir. ikiz sözleşmelerdeki birinci maddelerde yer alan “self-determination” hakları da sömürgeciliğin tasfiyesi amacıyla kabul edilen bildirgeden aktarılmıştır. ancak bu hakkın bu amaçla aktarılması bu maddenin, bugün bazı kişilerce iddia edildiği gibi sadece sömürgecilikten kurtulma durumunda uygulanabileceği anlamına gelmiyor. nitekim 1970 yılında bm genel kurulunda kabul edilen 2625 sayılı “uluslararası hukuk ilkeleri bildirgesi” self-determination hakkının ulus devletlerde kullanılmasına ilişkin esasları düzenlemiştir. yani madde sadece sömürgeciliğin tasfiyesi ile ilgili değildir. bu bildirgeye göre rejimin demokrasi olmadığı ülkelerde bu hak kullanabilecek. rejimin demokrasi olduğu ülkelerde temsili demokrasinin bütün halkı temsil edebilecek mahiyette olması gerekiyor. aksi halde yani bütün halkların temsil edilemediği temsili modellerde self-determination hakkının kullanılması sözkonusu olabilecek. ‘self-determination’ ilkesi 1993 tarihli viyana dünya insan hakları konferansında da aynen teyit edildi. bu konferansta “hiçbir ayrım yapmadan, tüm toplumu temsil eden demokratik devletlerde, self-determinasyon ilkesinden yararlanılamaz.” denilmiştir. bu ifadeden ayrım yapan, tüm toplumu temsil etmeyen devletlerde bu hakkın uygulanabileceği fikri ortaya çıkıyor. yani sadece sömürgecilikten kurtulmak için uygulanabileceği savı yanlışlanmış oluyor.
    türkiye’nin ikiz sözleşmelerden önce onayladığı birleşmiş milletler antlaşmasının birinci maddesinin ikinci bendi “ halkların, hak eşitliği ve kendi yazgılarını belirlemeleri ilkesine saygı temeli üzerinde uluslararası dostça ilişkiler geliştirmek ve evrensel barışı güçlendirecek öteki uygun önlemleri almak” şeklinde düzenlenmiştir. bu maddede “halkların kendi kaderlerini belirlemeleri ilkesine yani self-determination ilkesine saygı temeli” belirtilmiştir. ancak bazılarının ifade ettiği gibi bu madde ikiz sözleşmelerdeki ‘self-determination’ ilkesini tam anlamıyla karşılamamaktadır. birleşmiş milletler antlaşması bir haklar ve ilkeler dizisidir. katılan devletlere açıkça hukuki yükümlülükler yüklememiş, yükümlülükler açıkça tanımlanmamış ve bir denetim mekanizması öngörmemiştir. daha önemlisi bağlayıcı nitelikte bir sözleşme değildir. oysa ikiz sözleşmeler denetim mekanizmalarını ve hakları açık bir dille anlatmıştır. zaten sözleşmelerin amacı da birleşmiş milletler antlaşmasının kağıt üzerinde kalmadan uygulanması ve taraflara yükümlülük yükleyerek bağlayıcılık vasfını kazandırmaktır.
    ikiz sözleşmelerin ilk maddelerinde düzenlenen ‘halkların kendi kaderini tayin hakkı” ifadesi anlamlandırılırken burada geçen halk ifadesi ne anlama gelmektedir. kimlerin kendi kaderini tayin hakkı olacaktır. ‘halk’ tanımı hukuki belgelerde tanımlanmamıştır. taha akyol’a göre burada ki halk tanımı etnik grupları kapsamaz. tamamen sömürgeciliğin tasfiyesi ile ilgili bir kavramdır. ana ülkeyle hiçbir eşit hakka sahip olmayan, istila edilerek egemenlik kurulmuş bir “sömürge”nin halkı bu hakkı ileri sürebilir. dolayısıyla bu hak çok uzun süre birlikte ve aynı hukuki statüde yaşamış olan ulus devletlerin vatandaşlarını etnik gruplara bölmek için kullanılamaz. konunun uzmanlarından olan prof. ali karaosmanoğlu’na göre “kendi kaderini tayin meselesi tamamen sömürgecilikle ilgilidir. bm kurumlarının bunu doğrulayan çok sayıda kararı vardır. türkiye’nin bu sözleşmeleri imzalamasında bir sakınca yoktur çünkü türkiye’ye karşı kullanılamaz.” yine dış politika konusunda uzman prof.baskın oran’a göre bu maddede kastedilen halklar ancak bir ülkenin bitişiğinde bulunmayan sömürgeleri veya içindeki kabileleri ifade eder. örneğin türkiye’nin dahilindeki bir etnik grup kendisini ‘halk’ ilan ederek bu haktan yararlanamaz. arada bir deniz veya başka bir ülke bulunmalıdır. zaten bu madde böyle yorumlanmamış olsa 145 ülke bu sözleşmeleri onaylamazdı.
    oysa yukarıda da açıkladığımız gibi ‘2625’ sayılı bm kararı ‘halk’ ifadesini daha geniş yorumluyor. ayrıca sözleşmelerin birinci maddesinde maddeyi sadece sömürge halkları için algılamamıza izin verici bir ifade yok. tersine maddede “bütün halklar” ifadesi ile geniş yorumlanacağı anlamı çıkıyor.
    peki ‘halk’ kavramı ile ‘azınlık’ kavramı arasında ne fark var? uluslararası hukuka göre azınlıkların kendi kaderini tayin hakkı yok. oysa halkların kendi kaderini tayin hakkı var. ayrım bu açıdan önemli. ‘azınlık’ ülkelerin bünyelerinde barındırdıkları, kurucu ve egemen ulustan olmayan, farklı dinsel ve etnik grupları ifade eder. lozan andlaşmasına göre azınlık kavramı sadece dini azınlıkları “rumlar, museviler ve ermeniler”i kapsar. birleşmiş milletler’in komisyon çalışmalarında ise azınlık olarak güçlü bir bağlılık ve aidiyet duygusu, sayısal olarak çoğunluğu oluşturan halktan az olmak, etnik, dini ya da dilsel özellikler göstermek gibi özellikler ağır basmaktadır. şubat 1995’de avrupa konseyince kabul edilen ve 1 şubat 1997’de yürürlüğe giren “ulusal azınlıkların korunması sözleşmesi”ne göre azınlıkların asimilasyona karşı koruma, ayrıcalığın yasaklanması, eşit muamele ve devlet yaşamına katılımın desteklenmesi hakları var. dikkat edileceği üzere burada “kendi kaderini tayin hakkı” yok. uluslararası hukuk azınlıklara grup olarak kollektif haklar tanımamakta azınlıkların tek tek üyelerinin bireysel hakkı olarak biçimlendirilmesi esas olmaktadır. oysa “halk” kavramında böyle bir sınırlandırma yoktur. “halkların kendi kaderlerini tayin hakkı” kollektif bir hakkı ifade etmektedir. “kendi kaderini tayin hakkı” iki şekilde somutlaşmaktadır. birincisi bağımsızlığı esas alan dışsal kaderini tayin hakkı; ikincisi ise içinde yaşadığı devlet sınırları içinde kendi kaderlerini belirleme hakkıdır. bu ise kollektif haklar çerçevesinde politik diyalog yöntemiyle kendisine statü belirlemektedir.

    * * *
    (#31850) bebelere balon|23/1/2008 12:31 ~ |





















  4. © 1988 - 2008 ydü sözlük
    Ydü Sözlük, Yakın Doğu Universitesi öğrencileri çatısı altında kurulmuş bir sözlüktür. Yazarlar Ydü Sözlük’e yazdıkları entrylerin telif haklarını lefkoşa türk belediyesi’ne devretmiş sayılırlar. Sitede bulunan yazıları aşırıp, orada burada hunharca ve fütursuzca kullananlar için sitenin bir polisciği vardır vardır. Bu kişi ya da kişilerin tespit edilmesi halinde, gayet kibar bir dille ‘’bir saniye gelir misin?’’ denir, kütüphanenin önündeki çimliklere çekilirek poliscik ile bir ufak idman yaptırılır.. Ydü sözlük, konsept olarak ekşi sözlüğü bir baba bilir.